Funda Çamözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Funda Çamözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012 Perşembe

Açelya Akkoyun: Havyar yemek için kızımı bırakmam


Annelerin ve anne adaylarının yaşam rehberi Yeni Anne, Mayıs sayısında sevilen oyuncu Açelya Akkoyun ve minik kızı Alya’yı kapağına taşıyor. Ünlü oyuncu röportajında, evliliğini, anneliği, oyunculuğu ve Studio Açelya Akkoyun’u anlatıyor. Samimi itiraflarıyla dikkat çeken Akkoyun, “Çocuğumu sevgiye en ihtiyacı olduğu 0-3 yaş arasında yalnız bırakmadım. Hayat standardımı yüksek tutacağım, havyar yiyeceğim diye bebeğimden ayrı kalamam” diye konuşuyor.


Hamileliği planlama aşamasından çocuk bakımına kadar her konuda zengin bir içerik sunan Yeni Anne, Mayıs’ta yine dopdolu bir içerikle okurlarını bekliyor. 




Yeni Anne’nin Mayıs sayısında kapak röportajını yaptığı isim Açelya Akkoyun. Minik kızı Alya ile objektiflere poz veren Akkoyun, annelik deneyimini Yeni Anne okurları ile paylaşıyor. Sevilen oyuncu, hamilelik sürecini, doğumu, doğum sonrası depresyonu, hamilelik kilolarından nasıl kurtulduğunu dergi okurlarına anlatıyor. Alya’nın doğumundan sonra işlerini de ona göre planladığını anlatan Akkoyun, “Belirli bir hayat standardım var. Onu yükseltmek için; mesela araba alacak durumum varken, ‘en son modelini alacağım’ diye, çocuğumu bırakmam. Havyar yemek için, setlere gidip 3, 5, 8 ay boyunca bebeğimi bırakamam, kusura bakmasınlar” diye konuşuyor. Bir yıldır sertifikalı nefes koçu olduğunu söyleyen Akkoyun, drama ve nefes egzersizi dersleri verdiği Studio Açelya Akkoyun’u açma sürecini de aktarıyor.


Özlem Yıldız Serter’den Esra Erol’a Anneler Günü mesajları
Mayıs sayısında Anneler Günü’nü de kutlayan dergi, ünlü annelere kendi anneliklerini ve annelerini hatırlatıyor. Özlem Yıldız Serter, Esra Erol, Pınar Aylin ve Yeliz Yeşilmen, Anneler Günü’nde aldıkları ve verdikleri ilk hediyeleri, o gün nasıl hissettiklerini Yeni Anne’ye anlatıyor.
Yeni Anne’nin Mayıs sayısının dosya konusunda mevsim geçişlerinin bebekleri nasıl etkilediği konusu ele alınıyor. Dergide ayrıca çocuklara spor yaptıracak oyuncaklar, çocuklarda ayakkabı seçiminin önemi, bebeklerde diş çıkarma serüveni konuları ele alınıyor. 


Hamilelikte sağlıklı nefes almak için yapılması gerekenler, doğum kontrolü için başlatılan Kontrol Noktası projesi, adet döneminde yeme krizi ve beslenme, annelik rolü üstlenmek, cinsel isteği arttırma yöntemleri, boşanma sürecini çocuklara anlatmak konuları ele alınıyor.


Derginin röportaj yaptığı isimlerden Olcay Bingöl GDO konusunu, Nur Ölçer yenidoğan fotoğrafçılığını, Op. Dr. Cem Erdurak burun estetiğini, Pelin Akil’in oyunculuk deneyimini, Cevdet Usta da çevre ve doğa dostu biberonları anlatıyor. Dergide ayrıca moda, güzellik ve bakım ürünleri, ev dekorasyonu, çocuk modası ve astroloji sayfaları yer alıyor.


Dopdolu içeriğinin yanında Yeni Anne dergisinde iki ek birden yer alıyor. Okul Seçimi ve Çocukla Tatil ekleri ücretsiz olarak Yeni Anne dergisi Mayıs sayısıyla hediye ediliyor.


20 Nisan 2012 Cuma

Çocuğun kimyasını bozma

Arkadaşımın Sevim’in oğlu 9 yaşında. Her ne kadar bu yaşta bir çocuğa cep telefonu almamak konusunda arkadaşımla aynı fikirde olsak da, çocuklar kursa gittiğinden ya da okul dışında etkinliklere katıldığından bazen ellerine bir telefon vermek kaçınılmaz oluyor. Bu düşünce ile arkadaşım oğluna cep telefonu alacağına söz vermiş.

Buraya kadar her şey yolunda... Geçen gün ikisi de yürürken telefon mağazasının önüne gelince oğlan tutturmuş “hadi söz vermiştin, al bakalım telefonumu” diye. Arkadaşımsa aybaşında telefonu almayı tasarladığından hazırlıksız yakalanmış. “Tamam, bir söz verdim ama şu an uygun bir zaman değil, söz sana maaşımı aldığımda alacağım” demiş. Gelin görün ki çocuk telefon da telefon diye tutturmuş. Bir yandan da annesine “sen verdiğin hangi sözü tuttun ki” diyormuş. En çok da bu koymuş Sevim’e...

Sevim bunları anlatırken ha ağladı ha ağlayacak. İstediği her şeyi almaya çalışıyorum, onun için elimden geldiği kadar arkadaşlarının yanında mahcup olmasın, hiçbir şeyde gözü diye tüm malzemelerini dört dörtlük hazırlıyorum. Ben bu sözleri hiç hak etmedim. Sanki söz verip verip tutmuyor muşum gibi. Nankörün yaptığına bak.

Tabi ilkin Sevim’e “Efecan’a söz verdiğin halde yerine getirmediğin bir durum oldu mu, nereden bu fikre kapıldı” diye sordum. Bir kere bisiklet alacağına söz vermiş. Ama sonra evleri ana cadde üzerinde olduğundan ve bisiklete bindirecek bir yer olmadığından Efecan’a açıklama yaparak almaktan vazgeçmiş. Dayısı memlekete gittiğinde binmesi için ona bisiklet alacağına söz vermiş ve konu kapanmış. Henüz memlekete de gitmediklerinden bisiklet alınmamış.

“Belki bu aklında kalmış olabilir” dedim arkadaşıma. Çocuklar hiçbir şeyi unutmuyor. Zira ilkokuldayken annemin odun almak için sattırdığı Canon marka fotoğraf makinemi 40 yaşıma geldim hala söylerim. Bana dünyaları aldılar ama o fotoğraf makinesi hala içimde ukdedir.

Sonra ne yaptın dedim Sevim’e. “Çok sinirim bozuldu. Başladım çocuğa ben senin için iyi bir anne değilim, seni hayal kırıklığına uğratıyorum” falan demeye. Gözlerim yaşardı bir anda. O da fark etti, söylediğine pişman oldu, başladı “hayır, sen iyi bir annesin, öyle düşünme, tamam ben hata ettim, bekleyebilirim” demeye.

“Çok kötü bir anneyiz biliyor musun?” dedim Sevim’e. Ben de aynı şeyi yapıyorum bazen. Çocuğa kendini kötü hissettiriyorum. Vallahi çok çekiyorlar bizden. Ne vardı sanki çocuğu üzecek. Tamam telefon konusunu bir şekilde hallet ama işe “kötü anneyiz” falan diye damardan girerek çocuğun kimyasını bozma!

9 Nisan 2012 Pazartesi

Ama artık yemezler!

Genetiği Değiştirilmiş Organizma...
Yediklerimizin önce tadını ve kokusunu bozdular, sonra besin değerini yok ettiler, şimdi de genetiğini bozuyorlar...

GDO dedikleri...
Bilmiyorsanız söyleyelim:
Böyle bir canlı doğada yok!
Laboratuarda yarattılar...

Örnek mi?
Zehir salgılayan bir bakteriden, mısıra gen transfer ettiler, mısır böcek öldüren zehir üretir oldu.

Oysa bir canlının bütünlüğü ve gen yapısı, 10 milyonlarca yılda çok hassas bir biçimde oluşur.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011 yılında GDO’lu yemlerin ithalatına onay verdi. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta gibi gıdalar, kontrolümüz dışında soframıza geliyor. GDO’lu mısır, soya ve patates tabağımıza gelmek için onay bekliyor.

Bizi GDO’lara alıştırmaya çalışıyorlar. Bu deneyin kobayı olmak istemiyoruz. Türkiye GDO çöplüğü olmayacak!

Yap-Boz olmak istemiyoruz!
Canlılara yap-boz muamelesi yapılıyor.
İşin kötüsü ne yaptıklarının farkında bile değiller!
Dünyayı laboratuar, bizi de denek yapmak istiyorlar. GDO’lar biyolojik bir saatli bomba olabilir!
Henüz yolun başındayız. Ama tehlike kapımızda...
Yarın çok geç olabilir. Sevdiklerimiz için şimdiden dur diyelim.

Yersek ne olur?

İnsanlarda...
* Böcek zehirlerinin sindirim sisteminde birikimine
* Ölümcül alerjilere
* Önceden kestirilemeyen sayısız sağlık risklerine

Doğada...
* Kelebek gibi zararsız canlıların ölümüne
* Kimyasallara dayanıklı süper böceklerin ya da yabani bitki türlerinin oluşmasına
* Hayvanlarda antibiyotik direncine neden olabilir.

Neden GDO?

GDO’ların varlık sebebi ne?
Böcek öldüren zehir içermek,
Yabancı otları yok eden kimyasal ilaçlara dayanıklı olmak

GDO’lar nerede?
Mısır, soya, kanola ve pamuk dünyadaki GDO ticaretinin yüzde 99’unu oluşturuyor.

GDO’lar açlığa çare mi?
Hayır! Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası’nın öncülüğünde 300 bilim insanı tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin de imzaladığı Dünya Tarım Raporu, GDO’ların verim artısı sağlamadığı ve açlığa çözüm oluşturmadığını ortaya koyuyor.

GDO’lar verimliliği artırır mı?
Hayır! Dünya Tarım Raporu verimi artırmadığını net bir biçimde ortaya koymuştur.

GDO’lar niye var o zaman?
Tohum üreten dev küresel şirketler, zirai ilaç da üretiyor. GDO’lu tohumlar üretildikçe, kendi kimyasal ilaçlarının satışı da artıyor.


Greenpeace Akdeniz, biyolojik çeşitliliğin devamı ve sağlıklı nesiller için, beraber yürümeye davet ediyor. Bir imza yeter! Çünkü yemezler!

25 Mart 2012 Pazar

Keloğlan keleş oğlan, öpüşü beleş oğlan



Çocukken Önder’i ne zaman öpmek istesem, 'Keloğlan keleş oğlan, öpüşü beleş oğlan' der ve yanaklarına yapışırdım. O da bu ritüelden oldukça keyif alırdı. Gelin görün ki artık öptürmek bile istemiyor kendini. Geçen Cumartesi bir sürpriz yapıp onu kurstan alayım ve birlikte bir gezelim dedim.

Başladım kursun önünde beklemeye... Oğlumla buluşup beraber zaman geçirme fikri ile içim içime sığmıyor. Zira çok sık yapamıyoruz böyle şeyleri. Onun okul, kurs, etkinlikler, arkadaş buluşmaları, benim iş, toplantı, röportaj ve evle ilgili tüm işlerim arasından fırsatlarımız oldukça sınırlı...

Arkadaşları ile kapıdan çıkarken gördüğümde “Benim kel oğlum keleş oğlum” dedim içimden. Artık kelliği de kalmadı ya... Saçını uzattıkça uzatıyor. Bir havalar... Beni gördüğünde arkadaşlarının yanında annesinin kursun önünde onu beklemesinden rahatsız olmuş bir edayla “Aa anne, sen mi geldin” dedi. Halbuki ilkokula yeni başladığında ‘beni okuldan sen al’ diye yalvarırdı. İşten fırsat bulup ne zaman onu okuldan almaya gitsem kucağıma atlar ve sevinç çığlıkları atardı. Geçen gün geri gelmiyor.

Arkadaşları ona el sallayıp uzaklaşınca yanağına yaklaştım, “Benim keleş oğlum” dedim ve öptüm. Karşılık olarak benzer sevgi sözcükleri ile kucaklayıp beni öpeceğini sanmıştım. Oysa ki Önder,  tokat yemiş ve şoka uğramış bir ifadeyle “Anne! Bunu sakın bir daha yapma.” dedi. “Neyi?” dedim saf saf. “Sokakta öpmeyi” deyince anladım; artık onu okul önlerinde beklemenin, öyle kucaklaşmaların, canciğer kuzu sarması olmaların vakti geçmiş.

Halbuki çok zaman geçmedi; 'bana bir keloğlan masalı anlat anne' diye etrafımda gezineli... Keloğlan masallarını o kadar çok severdi ki Önder, bildiğim tüm Keloğlan masallarını onlarca kez anlatmıştım ona...

O dinlemekten hiç sıkılmadı, bense bir müddet sonra aynı masalları tekrar tekrar anlatmaktan sıkılır olmuş, çareyi de masal uydurmakta buldum. Her gün bir Keloğlan masalı uydurur, o gün Önder’in yaptıkları, yanlış yaptıkları, yapmadıkları, söyledikleri her neyse onunla ilgili bir masal anlatır, ardından da konuyu öğretici bir derse bağlardım. Bir müddet sonra Önder’e söylemek istediklerimi o masalların içine yerleştirip söyler olmuştum.

Önder durumu fark etmiş olacak bir gün “bu sefer ben sana anlatayım” dedi ve benim yaptığım gibi doğaçlama anlatmaya başladı. Tabi masalın ana karakteri bu sefer Keloğlan’ın annesi... O gün Önder’in istediği halde benim yapmadığım bir dolu davranışı masala yerleştirmiş, yapmam gerekenlerin aslında neler olduğunu da bir güzel anlatıp ders veren cümlelerle masalı bağlamıştı. Hayret, gurur ve korkuyla oğlumu dinlemiştim. 3 yaşlarında falandı aslında... 


Masal zamanımız da geçti, öyle okul önlerinde kucaklaşmalar da... Ama değişmeyen tek şey eskiden olduğu gibi Önder'in beni şaşkına çevirecek bir şeyleri mutlaka buluyor olması...

Nereden nereye... Büyüyorlar... Hem de hızla... Benden size tavsiye; anı kaçırmayın! Çünkü geçen her saniye sizi, o andan  bir adım daha uzaklaştırıyor. Masalları da sığdırın o anlara... Ne denli keyifli anlatamam.

Bugünün ardından ben Funda Çamözü...
Çocuklarınıza bir dünya masal yaratın, göreceksiniz onların hayal güçleri sizi nasıl sollayacak!


Not: Hatta bu Keloğlan masalı ile ilgili belediye otobüsünde geçen bir anımız var, otobüstekiler Önder’in masalını can kulağa ile dinlerden ben utançtan yerin dibine girmiştim. Onu da bir ara yazacağım...