24 Nisan 2012 Salı

Önder için çok üzülüyorum

Cumartesi ve pazarlar da dahil her gün 7’de kalkıyor Önder. Hafta içi okul, hafta sonu dershane... Okulu zaten 4’e kadar sürüyor. Pazartesi ve Çarşambaları 4’ten sonra bir de etüt var. Hafta sonları dershane Allahtan 11’e kadar... Ama ödevlerini yapmadıysa 1-2 saat cezaya kalıyor. Eve geliyor; tüm gün başında ödevin bitti mi, sosyalden şunu çalıştın mı, Türkçeden şunu okudun mu, ilk adım testlerin ne oldu, diye başında akbaba gibi bekleyen ve sürekli taciz eden ben... Önder’e göre ne kadar ders yaparsa yapsın benim için yeterli olmayacak. Bu düşüncenin bir yılgınlığı var üzerinde... Ne hale getirdim çocuğu!


O kadar yük var ki üzerinde, keza arkadaşları da o vaziyette... Biz ebeveynler çocukların yaşlarının ve yaşamlarının keyfini çıkarmalarına izin vermiyoruz. Özeleştiri yapıyorum yapmasına ama evde Önder’e baskı yaparken kendimi ben bile tanıyamıyorum. Çok sinir bir anne oluyorum konu derslerse... Çocuğa bu kadar yüklendiğime pişman oluyorum ama yine de bir şey beni sürekli dürtüyor, ders ders diye...

Her neyse! 23 Nisan tatilini fırsat bilerek biraz eğlenelim dedik. Günlerden Pazar. Hem anneanne ve dede ziyareti, tabi bu vesile ile teyzemiz, eniştemiz ve iki küçük kuzenimiz de orada, hem de derslerden kısa süreliğine bir uzaklaşma bizimkisi... Yeşilköy’deyiz. Ben ve kardeşlerimin büyüdüğü yer. Çocukları da sık sık getirmeye çalışıyoruz büyüklerini görsünler diye.

Anneannemiz ve ben üç çocuğu alıp sahilde gezinmeye karar verdik. Başladık sahil yolundan Florya’ya doğru yürümeye... Bir kalabalık ki sormayın. Ben bayan panik oğlanların en küçüğü Efe’nin iki de bir kaybolduğunu düşünerek sağa sola bakınıyorum. Annem deneyimli bir anne olduğundan benden daha sakin... Aslında çocuğun kaybolduğu falan yok. Bizi gözetleyerek belirli bir mesafede kaykayları ile gidiyor çocuklar. Ama bende hep bir felaket senaryoları yazma konusunda bu yetenek olunca... Efe’nin son durağı yolumuzun üzerindeki lunapark oluyor. Üçü birden dalıyorlar içeri, biz de peşlerinden... Önder ve Can, go karta, Efe çarpışan arabaya... Sonra dönen bir şeylere biniyorlar, arkasından Osmanlı macunu yemeye... Ter içindeler ama keyifleri yerinde... Önder ve iki oğlanı bir parça derslerden ve okuldan uzaklaştırabilmenin mutluluğu ile üçünü de takip ediyorum.

Karnımız iyice acıkmaya başlayınca yine aynı yoldan eve yürüyoruz. Dedemiz bizim için köfteleri hazırlamış. Salata, ayran ve köfte ziyafetinden sonra künefenin de tadına bir bakıyoruz. Çocuklar için tüm ailenin bir arada olduğu bir Pazar günü geçirmenin yorgunluğu ile evlerimizin yolunu tutuyoruz.

Önder, “anne anneanneme bir daha ne zaman gideceğiz?” diyor. Uzun zamandır dersleri bahane ederek onu Yeşilköy’e götürmediğimi fark ediyorum. Bir ay mı oldu, iki ay mı, ne?

1 yorum:

  1. Doğru diyorsun. çocuklara çok baskı yapıyoruz ama ne zaman üstlerinden ellerimizi çeksek, notlar 20-30 puan düşüyor. Biraz da kendileri sebep oluyor böyle davranmamıza...

    YanıtlaSil